<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeniçağ &#124; Yenicag,yenicag,yeniçağ,yeniçag,siyaset,gazete,televizyon,medya,haber,köşe yazısı,köşe yazıları,insan,insanlar,televizyonu,gazetesi,gazate,tv,ortadoğu,Erhan Öztunç,Yavuz Selim Demirağ,İsmet Kotak &#187; Annan</title>
	<atom:link href="http://www.yenicag.org/tag/annan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yenicag.org</link>
	<description>Yeniçağ &#124; Yenicag,yenicag,yeniçağ,yeniçag,siyaset,gazete,televizyon,medya,haber,köşe yazısı,köşe yazıları,insan,insanlar,televizyonu,gazetesi,gazate,tv,ortadoğu,Erhan Öztunç,Yavuz Selim Demirağ,İsmet Kotak</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 13:55:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Hadi Uluengin&#8217;e cevap</title>
		<link>http://www.yenicag.org/hadi-uluengine-cevap/</link>
		<comments>http://www.yenicag.org/hadi-uluengine-cevap/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 16:59:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Annan]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[Hadi ULUENGİN]]></category>
		<category><![CDATA[Hristofyas]]></category>
		<category><![CDATA[huluengin@hurriyet.com.tr]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs satılmamış mıydı]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[Mister No]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[trio]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[yazarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.org/hadi-uluengine-cevap/</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Hadi ULUENGİN Hürriyet Gazetesi Şubat tarihli Hürriyet Gazetesindeki sütununuzda “Kıbrıs satılmış mıydı” başlıklı yazınızda “Mr. No Denktaş ile Mr. No Papadopullos’un sahneden silinmeleri ile” barış kapılarının açıldığını müjdelemektesiniz. Annan Planına evet demek suretiyle nelere kadir olduğumuzu da dile getirmektesiniz. Papadopullos’un “sepetlenmesini” de Annan Planına evet deyişimize bağlamaktasınız. Annan Planına evet dendiği takdirde felâket tellallığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Hadi ULUENGİN<br />
Hürriyet Gazetesi<br />
Şubat tarihli Hürriyet Gazetesindeki sütununuzda “<a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8294635&amp;yazarid=22" target="_blank">Kıbrıs satılmış mıydı</a>”  başlıklı yazınızda  “Mr. No Denktaş ile Mr. No Papadopullos’un sahneden silinmeleri ile”  barış kapılarının açıldığını müjdelemektesiniz. Annan Planına evet demek suretiyle nelere kadir olduğumuzu da dile getirmektesiniz. Papadopullos’un  “sepetlenmesini”  de Annan Planına evet deyişimize bağlamaktasınız. Annan Planına evet dendiği takdirde felâket tellallığı yapanlara (başta bana) gönlünüzce çatmaktasınız. Bu yazınız ile millete yanlış mesajlar verilmemiş olsaydı size cevap yazmak gereğini duymazdım.<br />
1- Papadopullos’un gidişi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınma korkusundandır. Dolayısı ile KKTC’nin varlığı için uğraşmış ve bunu başarmış bir kişi olarak benim bu direnişimi  “Mr. No” olarak tanımlayanlara güler geçerim. Annan Planına Papadopullos-Hristofyas ikilisi de evet demiş olsalardı, şimdiye Kıbrıs yine, Girit gibi yerinde olacak fakat Türkiye “denizlere açık bir ülke”  olmaktan çıkmış olacaktı.<span id="more-78"></span><br />
<img src="http://i25.tinypic.com/2ufvyar.jpg" align="left" height="126" width="86" />2- Dikkatinizden kaçan bir husus vardır: Papadopullos’un başkanlığındaki  “trio”,  bu kez Hristofyas’ın başkanlığında aynen devam etmektedir. Hristofyas, Papadopullos ile yapmış olduğu pazarlık sonucu seçimleri kazanmıştır ve Dr.Lissaridis’in katı Enosis’ci EDEK partisi de Papadopullos’u desteklediği gibi şimdi de Hristofyas’ı desteklemektedir. Değişiklik üslûpta veya takdimdedir. Esasta değişiklik beklenmemelidir. Hristofyas’a göre uzlaşma, Türk askerinin adadan çıkması, adanın askersizleştirilmesi, Garanti Anlaşmasının ortadan kalkması, Rum göçmenlere eski yerlerine dönme hakkının tanınması,  “yerleşikler” dedikleri TC kökenli vatandaşların Anadolu’ya dönmesi, insan hakları ve AB normlarının katıksız uygulanması gibi esasları içermelidir. Ayrı egemenlik, ayrı bağımsızlık olamaz. Kıbrıs’ta tek bir HALK vardır, ve bu HALK yüzde 80 Rumlardan, yüzde 20 de Türk toplumundan oluşmaktadır. Ayrı referandumlara rağmen Kıbrıs Türklerinin kendi kaderlerini tayin hakkı yoktur. Varılacak anlaşmanın işlerliği olmalıdır; 1960 Anayasası gibi Türklere özel haklar vererek işlerlik bozulmamalıdır. Bunların tümü Papadopullos’un da savunduğu ilkelerdi. Hristofyas da, Papadopullos gibi,  “Kıbrıs Cumhuriyeti vardır ve eksersiz bu Cumhuriyetin Anayasasını ” işler “ hale getirmektir” demektedir. İsviçre’de de bu konuda çalışan bir ekipleri varmış.<br />
3- Annan Planına evet demekle elde edilmiş olan manevi yücelikten bahsediyorsunuz. Doğrudur. Sırtımızı okşayanlar çoğalmıştır ancak ne pahasına? Bunu düşünen yok. Yüceldiğimizi kanıtlamak için halka sunulan ne varsa propagandanın ötesine geçmeyen kandırmacalardır.  “Manevi Yücelik”  elde ettik diye halâ Referandumdaki  “evet”  oyumuzun milli iradeyi temsil ettiği yanlışına bağlı kalacaksak, o zaman, bu  “başarımızın”  ABD-İngiltere-BM Sekretaryası ve AB tarafından nasıl yorumlandığını unutmamız gerekmektedir. Bunların yorumlarına göre Annan Planını kabul etmiş olan Kıbrıs Türkleri bundan böyle  “ayrı bağımsızlık, ayrı egemenlik, devletlerinin tanınması”  gibi formüllere dönemezler. Askerin çekileceği, Garanti Anlaşmasının sulandırılacağı ve müdahale hakkının da var olmayacağı, Annan Planını kabul edişimizin doğal sonuçları olarak kabul edilmektedir. Bu nedenledir ki ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza beyefendi  “Türkiye mükellefiyetlerini yerine getirsin ve önerilerini Rumların kabul edebilecekleri bir şekle soksun” çağrısında bulunmuştur. Görüşmeler başlayacaksa bu çizgiden başlayacaktır. Pazarlık marjinimiz bile yoktur. Annan Planında bize verilmiş görünenlerden kesip Rumlara vermek suretiyle Sayın Bryza’nın direktifi yerine getirilmiş olacaktır. Rum yine  “olmadı”  derse süreç devam edecektir, “olmadı”  diyen taraf  “meşru hükümet” olarak yola devam edecek, Türk tarafı yine  “işgal altında yaşayan Türk azınlığı” addedilecektir.<br />
4- Annan Planını Kıbrıs Türklerine kabul ettirme yönünde Türkiye nazım rol oynamak suretiyle Kıbrıs meselesini halledebilecek taraf olarak algılanmış oldu. Bu nedenle de AB yolculuğunda  Kıbrıs meselesi önkoşul haline getirilmiş oldu. EK Protokolü imzalamakla da Türkiye kendiliğinden bu yükümlülük altına girdi. Halbuki yapılması gereken şey  “Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs’ın tümünü temsil etmiyor ve 1960 Antlaşmalarına göre de Türkiye’nin tam üye olmadığı bir yere Kıbrıs üye olamaz; 1960 Antlaşmalarının temelini teşkil eden Türk-Yunan dengesi bozulamaz; Türkiye tam üye olmadan Kıbrıs’ı üye yapamazsınız” tezinin savunulması ve bu konuda taviz verilmemesiydi. Bu yapılacağına “Kıbrıs üye oldu” deyip ah ve vah ediliyor ve “bu hali başımıza Mr. No Denktaş getirdi”  diye ahkâm kesiliyor. Bu konuda gerçekler makaleler olarak, kitap olarak yayınlanmıştır. Burada vaktinizi almayacağım. Ben Türk-Yunan dengesinin temelini teşkil eden  “Kıbrıs, Türkiye’nin de üye olmadığı bir yere üye olamaz” prensibini sonuna kadar savundum. Bu hayati prensibi yok etmek için Rumların AB’ye yapmış oldukları müracaat karşısında gereken savunmayı Türkiye ile birlikte yaptım; bunu ortadan kaldıran ve Türkiye üye olmadan Kıbrıs’ı (bölünmüş halinde ve suçlu Rum tarafını meşru hükümet addederek) üye yapan Annan Planına Türkiye’nin evet demesindeki hikmeti bu güne kadar anlayamadım.<br />
5- Çıkış yolu, Mr. No olmaktan çekinmemektir. Savunulan, şehitler pahasına elde edilmiş olan haklardır; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türklerinin Ortaklık Cumhuriyetinin bağımsızlığında ve egemenliğinde olan eşit haklarının gaspını önleyerek somutlaştırdığı bünyedir. Bunu savunmak şereftir; Türkiye’nin hak ve hukukunu korumaktır. Egemenliği savunmayıp bağımsızlıktan vazgeçerek Rum’a yamalanmak herhalde pek de şerefli ve övünülecek bir iş değildir.<br />
<strong>Saygılarımla, Rauf R. DENKTAŞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.org/hadi-uluengine-cevap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dost mu, düşman mı?</title>
		<link>http://www.yenicag.org/dost-mu-dusman-mi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.org/dost-mu-dusman-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Feb 2008 23:07:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[Annan]]></category>
		<category><![CDATA[Annan Plânı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[müttefik]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Denktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.org/dost-mu-dusman-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Kosova’nın bağımsızlığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de tanınmasına yol açar endişesinde olan Yunanistan’ı  “dost ve müttefik; stratejik ortak ABD”  teskin etmek için derhal devreye girdi ve  “korkmayınız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımamız bahis konusu değildir”  teminatını verdi. Kıbrıs konusunda ABD’nin 1950’lerden bu yana devam eden Yunan yanlısı tutumu nedeniyledir ki Kıbrıs meselesi bugüne kadar halledilemedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="news_detail">
<p class="news_detail_content">
<p id="news_content" class="content content_12">Kosova’nın bağımsızlığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de tanınmasına yol açar endişesinde olan Yunanistan’ı  “dost ve müttefik; stratejik ortak ABD”  teskin etmek için derhal devreye girdi ve  “korkmayınız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımamız bahis konusu değildir”  teminatını verdi.<br />
Kıbrıs konusunda ABD’nin 1950’lerden bu yana devam eden Yunan yanlısı tutumu nedeniyledir ki Kıbrıs meselesi bugüne kadar halledilemedi ve Türk tarafı olarak Türkiye, ABD’den gelecek yeni baskılara boyun eğmediği takdirde Kıbrıs meselesi olduğu yerde kalacaktır. Endişemiz, yeniden başlatacakları görüşmelerde ABD’nin İngiltere ile birlikte daha etkin bir şekilde işe karışacakları ve yeniden, Annan Planı döneminde olduğu gibi, “Kıbrıs AB yolunda engel<span id="more-73"></span> olmaktan kalksın” düşüncesiyle Türk tarafının  “uslu çocuk, barışçı taraf” rolünü oynamağa kalkmasıdır. Rum ile Yunan’ın yarattığı Kıbrıs meselesini onların önüne değil de Türkiye’nin önüne koyanların gerçek maksatlarının Türkiye’ye tam üyelik vermemek olduğunu hâlâ anlamamışsak çok yazık.<br />
Kosova’nın bağımsızlığı kendi içindeki Cumhuriyetlere de örnek olur endişesi ile Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkan Putin’in Batılıları  “ikiyüzlülükle”  suçlaması ve  “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni niye tanımıyorsunuz?” sorusunu sorması ne kadar yerindeyse, kendi iç durumu nedeniyle Rusya’nın KKTC’nin olduğu kadar Kosova’nın da bağımsızlığına karşı çıkması o kadar düşündürücüdür.<br />
Her hukuk davasında olduğu gibi, uluslararası her konuda da gerçekler dikkate alınmalıdır. Aksi halde gerçeklere bakmaksızın bir arada yaşamayı denemiş fakat becerememiş, biri diğerinin kanına girmiş, kendi insanının yasal haklarını çiğnemeyi milli davası haline getirmiş gaspçı bir tarafı, haklarını ve canını korumaktan öteye bir şey yapmamış olan diğer tarafla  “uzlaşma”  adı altında yeniden bir araya getirmenin sonucu yeni felâketler olacaktır.<br />
Kıbrıs konusunda Batılılar kadar Rusya da Kıbrıs Türklerine haksızlık yapmakta birbirleriyle yarışmışlardır. ABD bu yarışta öncülük etmeye devam etmektedir. Çıkarı nedir? Çıkarı İngiltere ile birlikte Kıbrıs’ı  Orta Doğu Projesinde kendi maksatları için kullanmaktır. Türkiye’ye             “ılımlı İslam’ı”  gösteren ve AB ile birlikte  “Atatürk ilkelerinin” AB normları ile uyumsuzluğunu savunarak Türkiye’ye  “mükellefiyetlerini yerine getirip, Kıbrıs’la ilgili önerilerini Rumların kabul edebilecekleri şekle sokmasını” öneren bu  “dost-müttefik-stratejik ortak”  Türkiye’yi adadan söküp atma projesini Orta Doğu Projesinin bir gereği olarak değerlendirmektedir.<br />
Türkiye’yi AB doğrultusunda  “Ermeni-Kürt-Azınlıklar-vilayetlere özerklik-azınlık olmayanlara azınlık hakları-Ekümenlik” baskıları ile zayıflatıp küçültmeği öngören bu siyaset devam ettiği sürece ABD ve diğer dostlar Kıbrıs meselesindeki iki yüzlülüklerini devam ettireceklerdir. İngiltere Kıbrıs’taki üsleri nedeniyle Rumlarla dost geçinmeye mecbur, Garantörlüğüne ihanet etmiş bir ülkedir.<br />
Ancak ne kadar acıdır ki “en güçlü ve en haklı olduğu”  Kıbrıs davasında Türkiye, meselenin halli için, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni asla tanımayacağını sık sık beyan eden ABD’den ve tarafsızlığını yitirmiş olan İngiltere’den medet ummakta ve Annan Planında olduğu gibi, bunların gösterdiği yolu “hak ve adalet yoluna” tercih etmektedir. Hak ve adalet yolu taraflar arasında  “dostların”  kasıtlı olarak meydana getirdikleri dengesizlik devam ettiği sürece masaya oturmak için kırmızı çizgilerimizi belirleyerek direnişe devamdır.<br />
Unutmayalım kılavuzluğunu ABD ile İngiltere’nin (ters yönden de o zamanki Sovyetlerin şimdiki Rusya’nın) yaptığı yolculuk bize 44 yıla ve binlerce cana mal olmuştur. ABD dahil bu dostlar(!) bizi teslimiyete götürünceye kadar görevlerini yapmağa devam edeceklerdir. Kendimize gelelim. Kıbrıs konusunda dostlukların değil çıkarların ağır bastığını bilerek kendi çıkarımızı koruyalım. Kendi çıkarımız “Türk Garantisinin devamına dayalı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığıdır”. Gerisi boş lâftır; kendi kendimizi avutmak ve milleti kandırmaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.org/dost-mu-dusman-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rum-Yunan davası</title>
		<link>http://www.yenicag.org/rum-yunan-davasi/</link>
		<comments>http://www.yenicag.org/rum-yunan-davasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2008 15:08:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[aKRİTAS]]></category>
		<category><![CDATA[AKRİTAS PLANI]]></category>
		<category><![CDATA[Annan]]></category>
		<category><![CDATA[Churchill]]></category>
		<category><![CDATA[Denktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Enosis]]></category>
		<category><![CDATA[EOKA]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs rum kesimi]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs türk cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs türk kesimi]]></category>
		<category><![CDATA[KKTC]]></category>
		<category><![CDATA[Makarios]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[Winston Churchill]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenicag.org/rum-yunan-davasi/</guid>
		<description><![CDATA[Yunanistan’ın Eski Savunma Bakanı Rum-Yunan ikilisinin, yüz yıldır bildiğimiz, Kıbrıs Stratejisini açıkladı. (1) 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarından kurtulmak, (2) Kıbrıslı Türklerin Türkiye’den bağlarını koparmak, (3) Türkiye’nin Kıbrıs’ın tamamı üzerindeki emellerinden vazgeçmesini sağlamak. Esas olan (1) ve (2)deki hedeflerdir. (3)deki sadece Türkiye’nin böyle bir niyeti varmış havasını yayarak Rum halkını (1) ve (2) etrafında birleştirmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan’ın Eski Savunma Bakanı Rum-Yunan ikilisinin, yüz yıldır bildiğimiz, Kıbrıs Stratejisini açıkladı. (1) 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarından kurtulmak, (2) Kıbrıslı Türklerin Türkiye’den bağlarını koparmak, (3) Türkiye’nin Kıbrıs’ın tamamı üzerindeki emellerinden vazgeçmesini sağlamak. Esas olan (1) ve (2)deki hedeflerdir. (3)deki sadece Türkiye’nin böyle bir niyeti varmış havasını yayarak Rum halkını (1) ve (2) etrafında birleştirmek için tevessül edilen bir propagandadır. Akritas Planı da aynı hedefleri öngörmekteydi.<br />
<span id="more-57"></span><br />
Annan Planı ile elde edinmek istenen de bundan başka bir şey değildi. Papadopullos’un bu planı ret etmesi taktiksel bir yaklaşımdır. Bundan sonra gelecek olan önerinin Rumlara da evet dedirtecek şekilde lehlerine tadil edilmiş bir plan olacağının bilinci içinde atılan bir adım ve “Meşru Kıbrıs Hükümeti”  unvanından taviz verilmeyeceğinin altını çizen bir yaklaşımdı. ABD adına Bryza’nın  “Türkler önerilerini Rumların kabul edebilecekleri şekle soksun” çağrısını unutmayalım.<br />
Rum liderler “Meşru Kıbrıs Hükümeti”  unvanını elde tuttukları sürece taktik gereği görüşmelere katılırlar; aceleleri yoktur; “meşru hükümet”  olarak oturup  “meşru hükümet”  olarak kalktıkları sürece Türk tarafı ile uzlaşmaya ihtiyaçları da yoktur. Bizimkiler  “aman uzlaşma, derhal barış, bütünleşme” dedikçe Rum liderliğinin keyfi yerindedir.</p>
<p>Yazının başlangıcında  “Yüz yıldır bildiğimiz strateji açıklandı” dedim. Bilmeyenler bilsin diye açıklamakta yarar var! Osmanlı döneminde Enosis isyanını bir yana bırakalım. 1878’de İngiliz’in adaya ayak bastığı gün Rum Kilise uluları ve diğer liderler  “Enosis”  talebi ile ayağa kalktılar. O gün bu gündür, Kıbrıs’ı Yunan yapmak isteminden ve eyleminden vazgeçmediler ve Kıbrıs Türklerini de, Enosis’e karşı oldukları için, düşman bildiler. Balkan Savaşları sırasında ve Yunanistan’ın kurtuluş mücadelesi yıllarında Kıbrıs’ta Türklere kan kusturdular. 1907’de Winston Churchill’in ziyaretinde yine Enosis talebinde bulundular. Türkler Churchill’e  “Enosis yüzünden sokağa çıkamaz hale geldik, bir çare bulunuz, Enosis’i yasaklayınız” çağrısında bulundular. 1920’lerde emperyalistlerin maşası olarak Megali İdeayı pekiştirmek için Anadolu’ya saldırdıklarında da Kıbrıs’ta Türklere yapmadıklarını bırakmadılar. 1923 Lozan Antlaşmasından sekiz yıl sonra 1931’de Vali Konağını Enosis diyerek yaktılar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra  “Kıbrıs Halkı kendi kaderini tayin hakkını kullanarak Enosis istiyor” bayrağını açtılar. Kıbrıs Türk liderliği  “Kıbrıs’ta Türkler de vardır; İngiltere adadan çıkacaksa adayı eski sahibi Türkiye’ye versin”  diye direnişe geçmek zorunda kaldı. 1950’de Enosis plebisiti ve dünyaya yeniden yalan:  “Kıbrıs Halkının yüzde 95’i Enosis istiyor” yaygarası ve Türklerin  “Kıbrıs’ta iki halk vardır” cevabı ile tırmanışa geçen gerginlik.1950’de Makarios’un  “ölünceye kadar Enosis”  yemini ve 1954’de adaya Yunanistan’dan gelen tedhişçiler ve silâhlar. 1955’de başlayan EOKA tedhişi 1958 sonuna kadar devam eder. Yüzlerce Türk öldürülür, 33 köy boşaltılır. 1959’da, Türkiye’nin direnişi sayesinde Zürih ve Londra Antlaşmaları ile 1960’da Ortaklık Cumhuriyeti kurulur. Aynı anda Akritas planı ile bunu yıkma kararı alınır. Strateji hep aynıdır: Enosis’i engelleyen antlaşmalardan kurtulmak, Türkiye’nin ada ile ilgisini sıfırlamak.</p>
<p>Ve&#8230; BM’nin yaptığı kamu yoklamasına göre genelde yüzde 45 Rum (yüzde 65 Rum genci) Türklerle bir arada yaşamak istemiyor. Ne istiyorlar? Garanti Antlaşması lağvedilecek, askersizleşen Kıbrıs’ta Türkiye’nin askeri ve müdahale hakkı olmayacak, “yerleşikler”  Anadolu’ya dönecek, Rum göçmenler eski yerlerine gidecek, üniter bir devlette Tek Halk Tek Devlet, Tek Egemenlik içinde Türk azınlığına  “eşit hak”  tanınacak ancak bunlar AB normları altında geri alınabilecek.</p>
<p>Görüşmeye hazır mısınız? Sorusuna ’evet’ diyen temsilcilerimiz Rum’u ve Rum-Yunan stratejisini biliyorlarsa bu ’evet’ten önce  “KKTC ve Garantiler baki kalmak şartıyla”  sözünü de söylemezlerse işimiz çok zor olacak diye düşünüyor ve üzülüyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenicag.org/rum-yunan-davasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

