Alparslan Türkeş “Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz. ”

M.Kemal Atatürk “Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar...”

Düşmandan ve tarihten alınacak dersler

Yazar Asri Karaarslan Uzun Tarih Nis 11th, 2008 . Bu Yazıyı RSS 2.0. ile takip edebilirsin

Bazen düşmanların hareket tavrından çıkarılması gereken dersler vardır. Hatta takdir edilecek dersler. Yaklaşık 7 ay önceki bir Kuzey Irak ziyaretinde hayretlere düşürecek bir olayla karşılaşmıştım.
Kuzey Irak, özellikle Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanlığından sonra tam anlamıyla bir şantiyeye dönmüş vaziyette. Süleymaniye’de gezerken toplu konut şantiyesini gördüm, hemen yanında da villalar yapılıyordu. Muhtemelen şimdi bitmiştir. Bizi gezdiren rehber bu binaların Saddam’la olan mücadelelerinde ölen askerlerin ve komutanlarının ailelerine yapıldığını anlattı.
Talabani’nin Cumhurbaşkanlığını Barzani’nin Kuzey Irak yönetimini devraldıktan sonra yaptıkları ilk iş Saddam’la mücadelelerindeki kayıpların ailelerine sahip çıkmak olmuş. Ne kadar enterasan değilmi?
Kanuni’nin Şehzade Mustafa vakası
Osmanlı tarihinin en elim olaylarından birisi, hatta en yürek yakanı Şehzade Mustafa vakasıdır.
Şehzade Mustafa’nın vakasını okuyup yüreği yanmayan yoktur herhalde. Ayrıca tarihçilerin büyük çoğunluğuna göre Şehzade Mustafa’nın katli Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama döneminin başlangıcı gibidir. Bana göre de öyledir. Şehzade Mustafa hadisesi yaşanmasa belki de Osmanlı’nın kaderi farklı olacaktır. Bugün Osmanlı tarihini analiz etmek değil amacımız, bir vakadan ders çıkarmak. Şehzade Mustafa’nın boğulurken söylediği söz hâlâ yüreğimi yakar.
Şehzade Mustafa’nın ölüm anında ağzından çıkan son sözleri şöyledir; “Duymaz mısın baba, şehzadeni çingenelere boğduruyorlar.”
Kahredici vakadır. Koca hünkar oğlunun boğulmasına icazet verir, hem de haksızcasına. Ayak oyunlarına direnemez, çözüm bulamaz. Çözüm bu yiğidin boğulmasıdır.
Aynı Osmanlının son döneminde Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in yabancı baskılara dayanılamayarak idamı gibi.
Bu devletin genlerinden midir nedir, sıkıştı mı kendi evlatlarını boğar. Bugünkü sıkıntıların ana sebibi hâlâ bu zihniyetin bazı uygulamalarda devam etmesidir. Bugünkü kanunlarımızdaki yetersizliğin sebebi de bu mantığın devamıdır. Kanunlar bir türlü bu Milletin çocuklarına uymaz.
Bugün uzman erbaşlarla ilgili yaşanan sıkıntıların mantığında bu anlayış yatar. Ölürler, ölürken hiçbir sosyal hakları sağlıklı değildir. Çocukların eğitimi tam bir fiyaskodur. Bir çoğu psikolojik sıkıntılarını aşamaz haldedir. Ailevi durumları huzursuzdur. Uzman Erbaşlar Kanunu tam bir hukuki fiyaskodur. Ölmek adeta kurtuluştur. Yaşarken bir yıl sonrasından emin değildirler. İşleri sadece ölmektir, ölüme zevkle koşarken ailelerinin durumundan emin değildirler.
Uzman erbaşların hakkını savunan Avrupa Parlamenterleri yoktur. Onlar Devlet Baba’nın himayesindedirler. Devlet Baba’nın geleneğinde de evlatlarına gereği kadar değer verme anlayışı ne yazık ki gelişmemiştir.
Bu Milletin Devleti ve Devleti yöneten siyasi irade bir türlü kendi çocuklarımızı görmez.
Sayın genelkurmay başkanım
Sayın Paşam, lütfen bu topraklar için canlarını gözlerini kırpmadan veren çocuklarınızın kanununu inceletin. Kanundaki sakatlıkları hemen fark edeceksiniz. İnanıyorum  ki müdahale edeceksiniz.
Bu binlerce yıldır süren kötü gelenek sonlansın. Ne olur, hiç olmazsa Peşmergeler kadar olalım. Kanunun hâlâ içimizi karartan Şehzade Mustafa vakasından ders alalım. Çocuklarımıza sahip çıkalım.
Ölüme koşa koşa giden yiğitlerin geleceklerine güvenle bakması hakları değil mi?
Çok fazla bir şey mi istiyorlar?
Sevgilerimizle…

Görüntüleme Sayısı: 472

Yorum Yap