AKP yandaşı gazetecilere ve akademisyenlere bakınca, sanıyorsunuz ki Türkiye’de demokrasi, AKP var olursa var olur; AKP olmazsa da her şey hiçleşir.
Önce şu temel gerçeği öğrenmeli bunlar: Demokrasiler siyasi partiler için değil; siyasi partiler demokrasi için vardır. Demokrasinin varlığı bir partiyle sınırlandırılamaz. Türkiye 1923′ten beri birçok parti görmüş; bunlardan bazıları kapatılmıştır ama demokrasi giderek yerleşmiş ve bugün küresel bir kimlik kazanmıştır. O yüzden de eğer AKP kapatılırsa bu, demokrasinin sona ermesi olmayacaktır; olamaz da…
DEMOKRASİ: KURALLAR VE KURUMLAR
Demokrasi ancak ve ancak kuralları ve kurumlarıyla varlık alanına çıkan bir kavramdır. Kuralların içinde ‘kanun üstünlüğü’ bulunur. Kurumların içinde de adalet örgütü yer alır. Kurumlardan yasama (TBMM) ve yürütme (hükümet), çalışmasını anayasaya ve yasalara uygun (hukuki) olarak yapmak zorundadır. Eğer Meclis veya hükümet anayasa ve yasalara aykırı bir işlem yaparsa, yargı bunu durdurur. İşte bu işleyişin adına modern demokrasi denilir.
Yani; çağdaş demokrasilerde; ‘Biz şu kadar oy aldık, milli iradeyi temsil ediyoruz; gerisi önemli değildir.’ biçiminde bir anlayış kalmamıştır.
Bu yüzden Yargıtay Başsavcısı’nın kanunun ona verdiği görevini yapmasını, demokrasiye karşı bir darbe gibi göstermek; aslında demokrasiye karşı darbe yapmaktır.
OY İYİ LAİKLİK KÖTÜ MÜ?
AKP yandaşı sahte demokratlara hatırlatıyorum: Siyasi partiler; anayasaya ve yasalara uygun hareket edecekleri koşuluyla kurulurlar. Bu koşula uymazlarsa da haklarında kapatılma davaları açılır…
Demokrasi tarihi incelendiğinde şu gerçeği görürüz: Bu sistem; milli devletlerde, hukukun üstünlüğü ve laiklik zemininde yeşermiş ve gelişmiştir.
Mustafa Kemal, milli (ulusal) egemenlik ilkesiyle laiklik ilkesini demokrasinin gelişim motoru olarak cumhuriyete eklemiştir. Bugün AKP’liler ve bunların ağabeyleri; halkı kandırıp oyunu alabildikleri için milli egemenlik kavramını kabul ediyorlar. Fakat; milli irade gibi gösterilen bu oyların, devleti yıkmak için kullanılmasını engelleyen laikliği yok saymaya çalışıyorlar. Sistem de kendisini yıkacak bu anlayışa karşı kendisini koruyacak biçimde hukuku harekete geçiriyor. Bu durum; aslında demokrasinin işlediğinin en güzel kanıtıdır.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
Eğer iktidarların karşısında hukukun gücü olmazsa, hükümetler diktatörleşirler. Bu yüzden halk egemenliğinin devam edebilmesi için demokrasi; ‘sivil hukukun üstünlüğü’ biçiminde bir sistem üzerine oturtulmuştur. Demokratik sistem de kanunu çiğneyeni engeller ve tasfiye eder. Bu yüzden kanunu çiğneyene müdahale, demokrasiye müdahale sayılamaz.
AKP hakkında açılan davanın özü budur.
AKP’nin yapması gereken; ‘Hayır biz böyle bir suç işlemedik!’ demek ve açılan davadaki suçlamaları çürütmeye çalışmaktır.
Peki bugüne kadar yapılan nedir?
Başta; AKP Lideri Erdoğan olmak üzere, görevini yapan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya demediklerini bırakmadılar. Çirkin, hatta iğrenç bir saldırı kampanyası başlatıldı. Hükümetten ve Avrupa’dan beslenen ilkesizler takımı, AKP’nin yaptıklarını demokrasi diye gösterip; sanki Türkiye demokrasi tarihi 7 yıllık AKP’den ibaretmiş gibi bir hava yarattılar.
Ve aynı zamanda da Anayasa Mahkemesi’ne gözdağı verdiler.
Şu sıralar da Anayasa Mahkemesi’ni korkutma ve yönlendirme çabalarını var güçleriyle sürdürüyorlar.
AB’NİN SÖMÜRGESİ MİYİZ?
Dava açılması sürecinde ülkemiz açısından utanç verici gerçek şuydu: Başta Oli Rehn olmak üzere AB yöneticileri; açılan bu dava ile ilgili olarak Türkiye’yi açık açık tehdit ettiler. ‘AKP’ye karışmayın, yoksa sizi AB’ye almayız!’ diyerek Anayasa Mahkemesini ve Yargıtay’ı suçladılar.
Bu büyük rezalet karşısında; Türkiye’nin başbakanı çıkıp ‘Haddinizi bilin; hukuk sizin ülkelerinizde üstün oluyor da Türkiye’de neden üstün olmuyor?’ diye gürlemeli idi.
Bu gürleyişini de Mehmet Akif’ten ezberlediği o ‘Kim demiş uysal koyunum’lu beyt ile süslemeliydi.
Ama ne gezer.
O; sadece gariban köylülere, işçilere, memurlara kükrüyor.
Dışarıya karşı ise uysal koyun…