Azmi Karamahmutoğlu
Sekiz yıl önce AKP’nin hükümet etmeye başladığı Türkiye, bugünkü değildi. Hoş AKP de öyle.
Dünün “İrancı” kadrolarının liderliğindeki bu partiden beklediğimiz deneme fundamentalist bir uygulama iken; onlar, önceliği milli devlet karşıtı etnikçi ayrıştırmaya, şovenizme tanıdılar.
Refah Partisi saflarında “mücahitlik” yaparken “politik kıbleleri” İstanbul Cağaloğlu’daki “İran Büyükelçiliği” olan bu gayri milli kadroların son yıllarda “İrancılık” damarları da kabarmış durumda.
Fikri oluşumları Türk ve Atatürk karşıtlığıyla örülmüş olan bu “İrancı” kadrolar, Türkiye’mizi etnik-boy temelinde böldüğü gibi, Alevilere dönük dışlayıcı mezhep ayrımcılığını da açıkça sürdürmekteler.
Kürtçülerin Suç İşleme Ayrıcalığı
Kürtçü terörün ve taleplerinin anlaşılma gayretleri, empati çabaları en önemlisi de hükümetçe şefkat görmesi, bölücü terörü azgınlaştırırken, yandaş kazanmasını da kolaylaştırmıştır.
PKK-BDP’yi anlama gayreti yalnızca Türk toplumunun reflekslerinin, direncinin kırılmasına hizmet eder. Katilimizle empati yapamayız.
Ayrılıkçı terörün siyasi uzantıları kanunlardan varesteymişçesine, Kürtçülerin suç işleme özgürlüğü varmışçasına Ülkemizin sinirlerini germekte.
Kürtçüler imtiyazlı bir topluluk haline gelmekte.
Gece gündüz terörle can alanlar, akşamları ekranlarda küstahlıklarını sergilerken Türkiye’nin tahammülü tükeniyor: yani hedeflenen amaca her gün biraz daha yaklaşılıyor.
Türkiye’nin sınırlarıyla birlikte sinirleriyle de oynanmakta.
Hem zihinlerde bölündük hem de gönüllerde.
Şimdilerde cismen bölünmenin yolları, şekilleri konuşuluyor:
Özerklik mi, eyalet sistemi mi, federasyon mu, konfederasyon mu?
Sokak çatışmaları, iç savaşla mı yoksa masa başında tartışarak mı?
Böylece tekrar soralım:
2002 yılında “İrancı siyaset kadroları”, AKP hükümeti aracılığıyla teslim aldığı Türkiye’yi aynı bütünlükte geri teslim edebilecek mi???